|
İsmail UYAR
- Optisyen -
Düşünüyorum da acaba optisyenliği bıraksam ne iş yaparım?
Sağlık meslek lisesi mezun olduğum halde kpps sınavına sağlık personeli olarak giremem. Hadi girdim diyelim çok yüksek puan alsam bile herhangi bir devlet kurumunda çalışamam. Çünkü sınavda en son mezun olduğun üniversite bölümü geçerli hoş devletin de zaten optisyene ihtiyacı yok.
Başka meslek gruplarına mı yönelsem acaba? Gerçi bizim memleketimizde adettir, nerde çok para var, nerde daha kolay para kazanılıyor ise herkes mesleğini işini bırakır o tarafa yönelir. Ama bu düşünce tarzı bize aykırı herkes kendi işini yapmalı. Anlıyorum ki başka işte yapamadığıma göre benim geleceğim bu meslekte ve anlıyorumki mesleğimin kıymetini bilmeliyim.
Güzel memleketimin başka adetleri de yok değildir hani. Mesela hoşumuza gitmeyen her konuda dert yanarız, oturduğumuz yerden sızlanırız. Çözüm yolu aramadığımız gibi önümüze getirilen çözüm yollarınıda beğenmeyiz. Şimdi aklınıza ne alakası var diye bir soru gelebilir.
Meslek diyoruz, optik sektörü diyoruz sorunlarımız var diyoruz, diyoruz da diyoruz...
Hiç düşündük mü acaba bireysel olarak acaba ne yaptık ya da ne yapmaya çalıştık? Gerek mi duymadık yoksa başarısız olmaktan mı korktuk? Tabi ki bu sektörle ilgilenen çabalayan büyüklerimiz var. Bizler bu hale geldiysek tabi ki onların sayesinde ama bu olarak mesleğe birşeyler katamayacağımız katmayacağımız anlamına gelmiyor.
Sürekli optik sektöründe birlik beraberliğin olmadığından bahsederiz lakin dernek toplantılarından içeri adım atmayız.
Dernekler çalışmıyor diye veryansın eder oda kurulsun isteriz ama merak edipte acaba neden oda kurulamıyor diye araştırmayız.
Sürekli haksız rekabetten bahsederiz yinede müşterimize en yüksek iskontoyu biz yaparız. Sonra da bu malı benden ucuza kimse veremez diye tebessüm ederiz.
Bir gün markete girince 36.50 tutan hesabımız için 35.00 al diyemeyiz biliyoruz ki ''hayır'' denilecek.
Oysa bize gelen müşteriye 50.00 dediğimiz fiyatı müşteri duyunca ''Yankomşun 40 dedi'' diyor. Biz ne yapıyoruz ''öylemi buyrun o zaman size 35.00'' diyoruz.
Sanki batan geminin malları. Yaf yankomşun 40.00 falan demedi müşteri bizimle oynuyor ve müşteri çok bizi bizden çok iyi tanıyor. Neden acaba?
Örnekleri tabi ki çoğaltmak mümkün. Lakin fazla söze ne hacet.
İnanıyoruz ki herkes elinden geldiği kadar birşeyler ile mücadele etse kaybedeceğini bilse bile birşeyler yapmaya çalışsa gelecekte mesleğimiz daha güzel olacak.
Hemde çok güzel olacak.
Sanırım Optisyenler.Org kaybedeceği riskini göze almış olmalı ki en azından bir şeyler yapmaya çalışıyor. Optisyenler.Org yönetimini takdir ediyor destek veren arkadaşlarımıza da teşekkür ediyoruz.
Hadi o zaman bir fıkra ile bitirelim. Bizim inandığımız güzel günlerde, buluşmak dileğiyle ESENKALIN...
Nasreddin Hoca Akşehir'de kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış. Birisi öteden beri cimriliği ile tanınmış bir aşçı, diğeri de boynu bükük bir fakir. Aşçı sözü almış :
- Hocam demiş, ben bu adamdan davacıyım. Dükkanın önünde fasulye pişiriyordum. Tencerenin kenarından buğusu çıkıyordu yemeğin. Bu adam elinde somunla geldi. Kopardığı lokmaları yemeğin buğusuna tutup başladı atıştırmaya. Nihayet koca bir ekmeği bitirdi. Ondan fasulye buğusunun parasını istedim, vermedi.
Nasreddin Hoca anlatılanları dikkatlice dinledikten sonra fakire dönüp :
- Doğru mu bunlar ? diye sormuş.
- Evet, demiş fakir adam.
- Öyleyse para kesesini çıkar bakalım.
Zavallı fakir kadı efendiye karşı gelememiş. İçinde üç beş akçe bulunan para kesesini Hoca' ya uzatmış. Bu sefer aşçıyı çağırmış yanına. Keseyi kulağına yaklaştırarak şıngırdatmaya başlamış. Sonra da :
- Haydi demiş aldın işte alacağını. Aşçı :
- Nasıl olur ? diye şaşkınlığını belli etmiş. Paramı vermediniz henüz. Hoca cevap vermiş :
- Fazla uzatma, yemeğin buğusunu satan akçenin de sesini alır elbet !
|